4 Nisan 2011 Pazartesi

9. Senfoni & Ludwig Van Beethoven

9. Senfoni











(...)

Babasıyla arası iyi olmayan, tek dayanağı olan annesini çocuk yaşta kaybeden ve maddi sıkıntı yüzünden sefil olan Beethoven kendini müzik alanında yetiştirdi. Artık ellerinin ustalığı sayesinde kendi ayakları üzerinde duracak hale gelmişti. Piyanoda gösterdiği başarı sayesinde Prens Karl Leichnowsky ile eşinin de dikkatini çekti. Bu Avusturalyalı aristokrat muziğe çok meraklıydı. Asil karı koca evlerine alıp ona maaş bağladılar. Bu ara Viyana sosyetesinde de tanınmasına yardımcı oldular.

Beethoven bir süre neşeli, kayıtsız bir insan olmayı denedi. Artık Ludwig, Viyana sosyetesinin bir numaralı erkeği olmuştu. Her yere dâvet ediliyor, her yere gittiği de itibar görüyordu. Fakat çok geçmeden bütün bunlar âsî ruhlu bestecinin sinirine dokunmaya başladı. Asillerin ona yakınlık göstermeleri öfkelenmesine sebep oluyordu. Bestecinin dehasını geliştirebilmesi için yalnızlığa ihtiyaçı vardı. Yalnız yaşamalı, ızdırap çekmeliydi ki eser verebilsin. Beethoven bütün bunları düşünerek sosyeteden elini eteğini çekti.

Eserleri o zaman dek görülmemiş derecede özgür ve bütün eski formlardan sıyrılmış bir müzik sunuyordu. Piyanoya oturduğunda kocaman kaba elleri kuş tüyünden narin titreşimler meydana getiriyor ya da yürüyen bir ordunun ayak sesleri gibi yıldırımlar yağdırıyordu. Yayınevleri bitmiş çalışmalarını dört gözle bekliyorlar, dünyanın her bir yerinden sipariş yağıyordu.



Küçük kardeşlerinden Johann ilaç imalatı üzerine çalışmış, başarılı bir işadamı olmuştu. Her zaman da başarılarıyla öğünmekten hoşlanıyordu. Aynı zamanda büyük bir arazi satın aldığını herkesin bilmesini istiyordu. Birgün ağabeyini ziyarete gittiğinde kartvizitine �Johann van Beethoven-Toprak sahibi� kelimelerini yazıp ağabeyine gönderdi. Beethoven kartı alıp arkasına �Ludwig van Beethoven � Akıl sahibi� kelimelerini yazıp kardeşine iade etti. İşte henüz 27 yaşında ve bütün enerjisi yerinde olan Beethoven�ın dünyaya hakim olduğu anda sinsî bir düşman gittikçe yaklaşıyordu.



Bir sabah uyanınca yağmur damlalarının cama çarptığını duyar gibi oldu. Fakat perdeleri açınca göğün masmavi olduğunu gördü. Duyduğu gürültü gittikçe şiddetleniyor, sağanağın şıkırtısıyla yangının uğultusu arasında perde değiştiriyordu. Kulakları gece gündüz uğulduyor ve kükrüyordu. Kalbinden çıkan sesleri çoğaltan kulağını, duyma hissini kaybedecek miydi? Hayatında tek zevki muzik olan bu adam sağır mı olacaktı? Hayır!.. Bunu düşünmek bile istemiyordu. Bu onun için katlanılması çok güç birşeydi.

Sağırlık onu sadece toplumdan, insanlardan uzaklaştırmayla kalmıyor; aynı zamanda çalışmalarını da güçleştiriyordu. Bestelediği eserleri duyamamak Beethoven�i çileden çıkarıyordu. Dostlarına �Ben duyamıyorum, yüksek sesle konuşun!� diyemediği için onlardan kaçmak zorunda kalıyordu.


Yıllar geçtikçe Beethoven�ın husursuzluğu da artıyordu. Arkadaşlarına bağırıp çağırıyor; hizmetçilerine kitap, çanak fırlatıyor; hatta patronlarına da hareket ediyordu. Özgürlük ve milli bağımsızlık taraftarı olan Beethoven, bir keresinde prensin sarayına Napolyon�un ordusuna mensup subayların geldiğini görünce o gece piyano çalmaltan vazgeçmişti. Çünkü üçüncü senfoniyi Napolyon�a adamayı düşünürken onun fedakar kahraman kimliğinden sıyrılıp kendini imparator ilân ettiğini duyunca sinirlenmişti. Bu yüzden senfonisinin Napolyon�a ithaf sayfasını yırtmış ve eserine �Eroica� (Kahraman) ismini vermiş, �Vücudu hâlâ yaşadığı halde ruhu çoktan ölmüş olan bir büyük adamın hatırasına hürmeten� kelimelerini eklemişti.


Bundan dolayı prens onu, �Misafirlerimizin huzurunda piyano çalmazsan, savaş esiri olarak şatoda hapsedileceksin!" diye uyardı. Bu sözler üzerine Beethoven hiçbir şey demeden şatodan dışarı çıktı ve bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında uzun bir yol yürüyerek kasabaya geldi. Burada araba beklerken prense de bir mektup yazdı:


�Prens� diye başlamıştı, �Sen bugünkü halini doğuşuna ve talihine borçlusun. Bense kendi kendimi yetiştirdim. Bugüne kadar binlerce prens geldi geçti, bundan sonra da binlercesi yaşayacak. Fakat yeryüzünde yalnız bir tek Beethoven vardır.�


Artık konser vermemeye başladı. Kulakları duymadığı için kuvvetli notaları ayırt edemiyor, hızlı çalınması gereken parçaları da tuşlara çok sert vurduğundan telleri kopartıyordu. Piyano çalışı giderek bozulduğu için bütün gücünü beste yapmaya verdi. Arkadaşlarıyla ancak yazıyla iletişim kurabiliyordu.


Beethoven bazı günler ortadan kayboluyor; onu aramaya çıkanlar da besteciyi ormanda, ağaçlar altında ellerini şakağına dayamış halde bulurlardı. Onu sükûnete kavuşturan tek yer ormanda, ağaçların yanıydı. Tabiatı büyük samimiyetle sevdiği için ağaçlık bir yer, yeşil bir köşe ya da çiçekli bayırlar onu mutlu etmeye yeterdi. Kırların güzellikleri içerisinde saatlerce yürümekten yorulmazdı. O eşsiz güzellikler karşısında âdetâ büyülenirve Sanatkâr�ın büyüklüğünü düşünerek �Yaratan ne kadar hârika yaratmış!�
deyip doyasıya seyre dalardı. Hasretini çektiği insan sevgisini ağaçlarda arıyordu.

Teselliyi Allah�a sığınmakta buldu. Kendisinin ne kadar âciz olduğunu düşündü. Beethoven, sağır kalma korkusuyla bestelerine dört elle sarıldı. Sağırlığının hergün biraz daha artmasına karşılık bestelediği eserlerin sayıları da günden güne artıyordu. Böylece sefillik ve zorluk altında bile o, imkânsızları başarıyordu.






1815�te Beethoven artık tamamıyla işitmez olduğunu anladı. Eserlerini duyma zevkinden de mahrum kalmıştı. İşitme duyusunun en büyük nimet olduğunu onu kaybedince anlamıştı. Bu sessiz dünyada bestelemeye devam edebilecek miydi? Hiç kimseyi duymayan o, kendisini başkalarına dinletecek miydi? Bu yetmiyormuş gibi kardeşlerinden biri ölünce hem yalancı hem de terbiyesiz oğlu Karl�ı büyütme görevi de ona kaldı. Bu durum besteci için daima dert kaynağı oldu.


Dokuzuncu Senfoni�sini 1824�ten önce tamamlayabildi. Dokuz yıl süren ızdırap büyük bir neşe tufanıyla son bulmuştu. Dokuzuncu Senfoni daha bir benzeri rastlanmamış, inanılmayacak kadar güzel bir eserdi. Bu senfoniyi dinleyenler kulaklarına inanamıyorlardı.

Bu muazzam eser ilk defa 7 Mayıs 1824�te Viyana Kraliyet Tiyatrosu�nda çalındı. Kulakları artık adamakıllı ağırlaştığı halde besteci eserin idaresini başkasına bırakmak istememişti. Besteci şef değeneğini eline aldıktan sonra konseri başından sonuna hiçbir aksaklık olmadan idare etti. Orkestra üyelerine zavallı sağır bestecinin elindeki değneğe pek aldırış etmemelerini öğütlendi. Parçalar bitip salon alkışlardan inlerken o hala orkestrayı yönetiyordu. Sanatçıyı birisi elinden tutarak dinleyicilere doğru döndürdü. Bütün dinleyicilerin ayakta çoşkunca alkışladıklarını görünce ancak o zaman durumun farkına varabildi.


Başarısı şâhâne oldu. Senfoni çılgın bir çoşkunluk doğurdu. Dinleyicilerin birçoğu sevinçten ağlıyorlardı. Hatta konserden sonra Beethoven heyecandan bayıldı. Fakat ne yazık ki zafer geçici ve maddi istifade Beethoven için sıfır oldu. Konser kendisine hiçbir kazanç getirmedi. Hayatındaki maddi sıkıntı değişmedi. Kendisini yeniden hasta, fakir ve münzevî buldu


Bunca acı ve mutlulukların ardından Beethoven, yakalandığı zatürre sonucunda 1827'de gözlerini kapadı.Yalnız, içine kapanık ve kulakları işitmeyen Beethoven, hayatının hiçbir döneminde sesinin kesildiği zamanki kadar dosta sahip olmamıştı.


Azim ve çalışmayla işlenmiş bir kabiliyetin her türlü engelle başedebileceğinin en güzel örneklerinden biri de Beethoven�dır.


Sizlerin de sağır olduğunuz alanlarınız var mı? Siz de Beethoven gibi İSYAN ediyor musunuz? O zaman şu DÖNEK Dünyanın sesini kısın - iç SESİNİZİ dinleyin; Bakalım o size ne söyleyecek? Neden sağır olduğunuzu anlayacaksınız o zaman ve sebebi bulunca SAĞIRLIĞINIZA RAĞMEN işe koyulun"9. Senfoniler"bestelemek için... ANITlarınızı yaratmak için.... O zaman Beethoven gibi sizin de isyanlarınız kesilecek.......

1 yorum:

Music( Müzik Yabancı Şarkı Sözü Çevirileri Turkish Versions Of Lyrics,Tabb,Akor,Nota,gitar,piyano,keman